Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

1 Mayıs 2016 Pazar

Walk Car

Japon mühendisler dünyanın ilk çantada taşınabilir aracını ürettiler. Yaklaşık 3,5 kg ağırlığındaki kişisel araç bir laptop boyutunda. Demek oluyor ki, artık aracınızı çantanızda gezdirebileceksiniz.


Cocoa Motors ekibinden Japon mühendis Kuniako Saito “Artık ortalığı dolaşmak çok daha farklı görünüyor” diyor. “WalkCar” (YürümeArabası) olarak adlandırılan cihaz, “çantada taşınabilir araç” olarak tanımlanıyor. Araç laptop boyutlarındaki el çantasında kolayca taşınabiliyor. Cihaz, dört tekerlekli elektrikli bir kaykayla, Segway teknolojisini buluşturuyor.

Reuters’ın haberine göre, hafif alüminyumdan üretilen cihazın enerji ihtiyacı lityum pillerle karşılanıyor ve iç mekan-dış mekan olmak üzere farklı modelleri mevcut. Modeline göre sadece 2-3 kg ağırlığa sahip, ama 120 kg’a kadar ağırlık kaldırabiliyor. Araca binen kişi WalkCar’ı gitmek istediği yöne doğru ağırlık vererek yönetiyor. Cihazın ortalama hızı ise yaklaşık saatte 10 km. Ayrıca 3 saatlik bir şarjla yaklaşık 11 kilometre yol gidebiliyor.

Cocoa Motors, ekim ayında başlatacakları kampanya ile ön siparişleri almayı planlıyor. Ne park sorunu var, ne de karbondioksit emisyon sorunu. Bu ilk sürümün ardından sektörde yeni bir süreç başlayacak ve gelişecek. “Bir sonraki aşaması güneş enerjisiyle şarj olan sürümü mü?” diye düşünmekten alamıyor insan kendini. Kim bilir belki de yıllar sonra, dört kişilik arabalar tarih olarak anılacak…



Kağıtta Elektrik Depolama

İsveç Linköping Üniversitesi’nde “güç kâğıdı” adı verilen ve dikkate değer oranda elektrik depolayabilen ince kâğıt benzeri bir malzeme üretildi. Malzeme; nano-selüloz ve iletken polimer içeriyor. KTH Royal Teknoloji Enstitüsü, Innventia, Danimarka Teknik Üniversitesi ve Kentucky Üniversitesi’nin de katkılarıyla yapılan bu çalışma Advanced Science adlı bilimsel dergide yayınlandı.

Güç kâğıdı; 15 cm çapında, 0,5 mm’den daha ince, 1 Farad kadar elektrik depolama kapasitesine sahip bir süper kapasitör. Yani kapasitesi hâlihazırda piyasadaki kapasitörlere benziyor. Malzeme yüzlerce defa şarj edilebiliyor ve şarj olması sadece birkaç saniye sürüyor. Ekipten Prof. Xavier Crispin, “Bir müddettir kapasitör vazifesi gören ince zarlar vardı. Üç boyutlu bir malzeme ürettik, daha kalın tabakalar üretebiliriz” diyor.

Malzeme siyah bir kâğıda benziyor, ancak dokunulduğunda daha çok plastiği andırıyor. Öte yandan bu ürün, dayanıklılık, katlanabilirlik gibi kâğıda benzer diğer özellikleri de taşıyor. Ekip malzemeyi yüksek basınçlı suyla selüloz lifleri parçalayarak elde ediyor. Sadece 20 nanometre çapa sahip bu lifler yüklü polimer içeren sulu solüsyona ilave ediliyor. Bu sayede liflerin etrafında ince bir polimer kaplama sağlanıyor.


İyon ve elektronlar açısından eş zamanlı iletkenlik rekoru kırdığı belirtilen yeni malzeme, küçük cihazların şarjlarında oldukça belirgin bir etki yaratabilecek. Pillerden farklı olarak, kapasitörler yüksek oranda metal ve genellikle toksik kimyasallar içerir. Güç kağıdı adı verilen yeni buluş ise çok daha basit malzemelerden; yenilenebilir selüloz ve elde edilmesi mümkün polimerden oluşuyor. Bu kâğıt hem hafif, hem tehlikeli kimyasallar ya da ağır metaller içermiyor, hem de su geçirmiyor.

Tıpkı normal kâğıt hamurunda olduğu gibi kâğıda dönüştürülürken dehidrasyon işlemiyle suyunun alınması gerekiyor. Aşılması gereken engelse; bu işlemin büyük çapta uygulanabilmesi ve endüstriyel üretimin sağlanabilmesi. Söz konusu engellerin aşılması durumunda, gelecekteki birçok şaşırtıcı üründe bu kâğıtların kullanıldığına şahit olabileceğiz.



30 Nisan 2016 Cumartesi

sanal gerçeklik



Bu teknolojide ana mantık, bireyi, kullandığı aparatlar ve izleyeceği demo video, oyun ya da ileride kullanım alanına göre şekillenecek yeni görseller ile baş başa bırakmak. Beyni kandırma prensibi ile işleyen bu yöntemde insan beyninin gerçek dünyayı unutması, tamamen o anki görünen evrene adapte olması hedeflenir. Bu sürede günümüzde çözüme kavuşmamış bazı durumlar söz konusudur. Örneğin; gözlüğü veya o an kullanacağınız sanal gerçeklik için gerekli aparatlardan sonra beyin 7-8 saniye içerisinde kendisi ortama adapte olmaya ve sonrasında da “Bunlar gerçek” şeklinde karar vermeye yatkındır. Beyin bunu yapabilir durumdayken pekâlâ tersini de yani “Bu gerçek değil!” durumunu da kavrama yeteneğine sahiptir. Aslında teknolojinin şu anda üstünde durulan, mühendisler tarafından derinlemesine çalışılan yönü de burası. Öyle anlar olabilir ki beyin sanal gerçeklik ortamında anlık kare sekmeleri yüzünden kendini hasta hissedebilir ve kusma hissi duyabilirsiniz. Keza genellikle oyunlar için kullanılan koşu bantları üzerinde sanal gerçeklik deneyimi yaşamak şu an risk barındırıyor.

         İşin tekniğinden biraz uzaklaşmaya ne dersiniz? Örneğin; biz sanal gerçekliği nerelerde kullanabiliriz? Aslına bakacak olursak sanal gerçeklik, gerçeklik kavramının olduğu her olay için kullanılabilecek bir ürün. Eğitim alanında bir coğrafya öğretmeni öğrencileri ile beraber bir gün Amazon Ormanlarında, bir gün Büyük Sahra Çölü’nde gezinebilir. Ya da bir tarih öğretmeni oluşturulabilecek bir video ile eski olayların içine sürükleyebilir öğrencilerini.
            Öte yandan tıp alanı da tabii ki sanal gerçeklikten payını alacak gibi gözüküyor. Günümüzde kadavralar üzerinde incelemelerde bulunan tıp öğrencileri belki de ilerleyen senelerde bizzat sanal bir ameliyatta bulunabilecekler. Her alana etki yapacağını düşündüğümüz sanal gerçeklik teknolojisinin inşaat sektörü için de bomba etkisi yapacağı kaçınılmaz. Örneğin; geniş çaplı bir şirketsin ve bulunduğun konumdan 50-60 kilometre ötede bir arazi üzerinde konut projesi yaptın. Artık binaları göstermek için oraya yeni bir şube açmana ya da müşterilerini kısıtlayacak “Evinizi görmek isterseniz çarşamba günü geliniz” gibi kaba sayılabilecek cümleler kurmanıza gerek kalmayacak. Gelen müşteri sizin yanınızda evine girebilecek ve bütün odalarını dolaşıp zevki tadabilecek.


       Sanal gerçekliğin kullanılacağı en büyük alan tabii ki oyun sektörü olacak. Bunun üzerinde durmak dahi istemiyorum çünkü zaten çoğu “gamer” kendisini elinde silahı birilerini indirirken hayal eden insanlar. Tabii ki bu teknoloji yalnızca size sunmuş olduğum tırnak içinde yararlı alanların dışındaki sektörlerde de yerini alacak. Büyük çoğunluğuna abest gelebilecek bir alan porno sektörünün bu işin dışında kalmasını tabii ki bekleyemezsiniz. Keza film sektörü de önde gelen bir temsilcisi olacak. Sonuçta kim istemez ki Johnny Depp ile denizleri fethetmeyi? Tüm rüyalar gerçek, tüm gerçekler sanal olacaktır.

Beyni bilgi ile beslemek mümkün mü ?

          The Telgraph gazetesinin haberine göre artık beyni bilgi ile beslemek mümkün. Bir şeyleri öğrenmek yerine onları bir anda beyninize yüklemeye ne derdiniz? Yalnızca bilim kurgu filmlerinde görebileceğimiz bu teknoloji yakın bir gelecekte mümkün olabilecek gibi görünüyor.

          Araştırmacılar beyninize bir beceriyi çok kısa bir sürede yükleyebilecek bir simülatör tasarlanabilineceğini iddia ediyor. Bu yükleme sayesinde beyninize sanal bir yaşanmışlık imitasyonu yerleşmiş olacak ve böylece daha önce hiç denemediğiniz şeyleri yapma yeteneğine kavuşmuş olacaksınız.

            Matrix adlı bilim kurgu filminden tanık olduğumuz bu yöntem ile Neo isimli kahramanımız beynine bilgi yüklenmesi ile bir anda kung fu üstadı olup çıkıyordu.
Kaliforniya’daki HRL laboratuvarlarında çalışmalarını sürdüren araştırmacılar yüksek seviye öğrenme ile ilgili bir yol bulduklarını söylüyorlar. Araştırmacılar bir süre eğitimli bir pilotun beyin elektriği sinyalleri üzerinde çalıştılar ve daha sonra gerekli bilgileri deneğe yüklediler.

        Frontiers in Human Neurosicence’de yayınlanan çalışma deneklerin uyarıları kafalarına takılan elektrotlar sayesinde aldıklarını ve pilotluk kabiliyetini plasebo terapisi ile öğrenenlere göre 33 kat daha hızlı öğrendiklerini ortaya koydu.

Konuyla ilgili Dr. Matthews Phillips in bazı açıklamaları şu şekilde:

– Sistemimiz türünün ilk örneğidir. Bu bir beyin simülasyon sistemidir.
– Kulağa bilim kurgu gibi geliyor fakat elimizde çok büyük ve temel oluşturacak gelişmeler var.
– Elimizdeki taslak havacılık için tasarlandı. Bu sinerji, bilinç ve motor gücüne hâkimiyet isteyen bir durum.
– Bir şeyler öğrendiğinizde beyniniz fiziksel olarak da değişir. Beyninizdeki bağlantılar nöro-plastik olarak güçlenme eğilimine girer.
– Beyninizin fonksiyonlarını kesin olarak değiştirir, beyninizin çok önemli yerlerine yerleşmiş boşluk ve hafıza gibi şeyler mesela.

         Dr. Matthews inanıyor ki gelecekte beyin simülasyonları araç sürmeyi, yeni bir dil öğrenmeyi mümkün kılacak şekilde gelişecek. “Bu teknik aslında çok eski. Şöyle ki antik Mısırlılar 4 bin yıl önce acıyı azaltmak için elektriksel araştırmalar yapıyorlardı” diye ekliyor.

        Şu noktada Ben Franklin bu elektrotları kafasına takarak denek olmayı kabul etti. Yöntemin titiz araştırmaları 2000’lerin başında başladı. Amaç en etkili simülasyonu yaratmaktı.

Kaynak: Telegraph

GRAFEN

Grafen'in Yapısı
 
            Periyodik tablodaki en ilginç elementlerden biri karbon atomudur. Grafen, karbon atomunun bal peteği örgülü yapılarından bir tanesine verilen isimdir. Günlük hayatta kurşun kalemlerde, pillerde ve elektrik motoru fırçalarında bulunur. Kurşun kalemlerin içindeki grafit, grafen tabakalarının üst üste binmesinden oluşur.

Mucize Madde: Grafen

            Grafenin diğer kullanım alanları için ‘kullananın keyfine kalmıştır’ demek yanlış olmaz çünkü grafen isteğinize göre; sağlamdır, hafiftir, süper iletkendir, esnektir veya çok serttir, kimyasal değişime de uygundur. Yani siz nereye çekerseniz oraya gelecek mucize bir malzemedir. Grafendeki güçlü karbon bağları ona yeryüzündeki bilinen en sağlam malzemelerden biri olma özelliğini kazandırmıştır.
         Karbon atomlarının iki boyutlu altıgen bir yapıda dizilmiş bu formu, doğada iki boyutlu tek malzeme örneğini oluşturmasının yanı sıra, grafene olağanüstü özelliklerini de kazandırıyor. Elektronlar bu tek atom kalınlığındaki karbon tabakası içerisinde sanki hiç kütleleri yokmuşçasına hızlı hareket ediyor, kaplarına sığamıyorlar.



Grafenin elektrik özellikleri bu sıra dışı malzemenin tek olağanüstü özelliği değil. Bilinen en ince malzeme olmasına rağmen, bir A4 kağıdının 1 milyon kat ince halinden bahsediyoruz, aynı zamanda en güçlü malzeme. Örneğin, çelikten 300 kat daha güçlü. Isıyı en iyi ilettiği düşünülen diğer bir karbon allotropu olan elmas, grafenin keşfi ile tahtından inmiş durumda. Grafen şu anda bilinen en iyi ısı iletkeni. Atomları çok sıkı bir şekilde dizilmiş olan grafen içerisinden en küçük atom (helyum atomu) dahi geçemiyor. Buna rağmen grafen kolayca esneyebiliyor ve değişik formlardaki bir çok malzemenin yüzeyine kolayca kaplanabiliyor.

2010 Nobel Fizik Ödülü

            2010 Nobel Fizik Ödülü , bilgisayar işlemcilerini inanılmaz hızlara çıkarma potansiyeli olan grafenle ilgili çalışmaları nedeniyle Hollandalı Andre Geim ve Rus kökenli İngiliz vatandaşı Konstantin Novoselov'a verildi.

Kaynaklar;
http://www.astronomidiyari.com/?p=4475

http://www.acikbilim.com/2012/12/dosyalar/mucize-malzeme-grafen.html